MEDENİYETLERİN BEŞİĞİ HARBİYE


HOŞ GELDNİZ


ANTAKYA-HARBİYE

Antakya_Düşlerin_Kenti

ANTAKYA – DÜŞLERİN KENTİ
 
Hatay toprakları , antik adıyla Alalah, kazılardan elde edilen bulgulara göre  6-7 bin yıllık, bazı yerlerde 10 bin yıllık bir yerleşim bölgesi . Dinlerin ve dillerin kaynaştığı Antakya kenti, İ.Ö. 305-300 yılında İskender’in komutanlarından Antiokhos Nikator-1 (Seleukoslar) tarafından eski kentin üstüne kurulmuştur. Asi Irmağı kıyısında kurulan kente Antiokeia adı verilmiş ; şimdiki Antakya burasıdır.
Eski Greklerden bu yana , nüfusu zaman zaman milyona yaklaşan , bitek ve verimli topraklar üzerindeki Antakya, Romalıların yazlık eğlence ve sayfiye yeri, İsevi ‘ lere ilk kez HIRİSTİYAN (Hristos) denilen kent olmuş ve Bizans döneminde bu dinle ilgili önemli kararların alındığı bir merkez olarak öne çıkmıştır. Tek Tanrılı dinlerin Anadolu ‘ ya yayılmasında tek geçiş yeri üzerinde kurulmuş bulunan Antakya , 2500 yıldır birçok savaşın odak noktası ve  hedefi olmuştur. Özellikle Haçlı Savaşları'nda çok zulüm görmüştür.    
Sırasıyla Hitit, Mekadon, Grek , Roma , Pers , Arap, Haçlı, Selçuklu , Osmanlı vb. yönetimlerinden geçen Antakya , şimdi bile Yahudi , Hristiyan (Katolik, Ortodoks, Süryani, Ermeni ...), Müslüman (Sünni, Alevi , Türk , Arap , Türkmen , Çerkez ...) olarak , birçok dinin yaşandığı ,  bir çok dilin konuşulduğu bir hoşgörü kenti olarak ayakta durmaktadır . 
Kent denince akla ilkin coğrafik bir yer, ardından insanlar ve yapılar gelir.
Bu kavramlar içinde toplumsal, ekonomik, sanatsal ilişkiler kenti tamamlar. Kültür    olaki bunların bütünüdür... Bazı kavramların tanımı anlatım daralmasına neden
olabilir; ne söyleyeceğimizi bilemeyiz. Gene de bu çerçeve içinde kalırsak, büyük      yanlış yapmayız sanıyorum.
Eski uygarlıkların hemen hepsinde ortak özellik, insanlar kuracakları kentin, sulak, verimli topraklar üstünde olmasını, savunmasının kolayca sağlanmasını, ulaşım olanaklarının yeterli bulunmasını göz önünde tutmuşlardır. Antakya bu özellikleri taşıyan, ender kentlerden biridir. Sırtını dağa dayamış, önü Asi Irmağı’na dek uzanmaktadır. Dağdan surlarla çevrilmiş, önden ırmakla kesilmiştir: kent koruma altındadır. Suyu bol, iklimi on ay ısınma sorunu olmadan yaşanacak bir yumuşaklıktadır. Amik Ovası, yağmur ve güneşin uyumu içinde, yılda birkaç kez ürün alınacak bereketli topraklara sahiptir. Amanos Dağları ormanla kaplıdır. Kent, Anadolu ile Arabya arasında geçit veren bir nokta üzerindedir. Denize çok yakındır.  Su, toprak, güneş ve orman ... ve ulaşım kolaylığı ... Bunun sonucu ticaret ortamı yaratılması...  üretme, satma, başka yerlerden mal alma ... Tüm bunlar bir kentin günden güne büyümesini, önem kazanmasını ve zenginleşmesini de beraberinde getirir. Parasal birikim, yer yer sanata kayar. Yapılanma - Yol, köprü, barınak, han, hamam, oyun alanları - büyük boyutlar kazanır. İnsanlar daha iyi yaşamanın, yemenin, içmenin, eğlenmenin yollarını arar. Sağlıklı yaşamın önemini kavrar. İnsanlardaki duygusal yoğunlaşma şiiri, müziği, heykeli, tiyatroyu yaşamın vazgeçilmez uğraşları yapar. İskeletini çizmeye çalıştığım Antakya’ ya şimdi daha yakından bakalım :         
Antakya - Hıristiyanlığın Doğduğu Kent
 
Yanında oturan Maria Magdelana'nın aşk yanan simsiyah gözlerinin içine baka baka şarabını yudumlayan genç adam, yeni bir dinin kurucusu olduğundan habersiz, son akşam yemeğini yiyordu yakın arkadaşlarıyla. Elinde tuttuğu kase, yıllardır aranan kutsal kaseden başkası değildi. O gece içlerinden biri sofrayı erken terketmişti. O kişi Romalı askerlere, her sözünü kıskançlıkla dinlemiş olduğu ulu uyarıcısını ihbar ediyordu ve bir yandan da ağlıyordu.   
Sabahın ilk ışıkları kıvrımlı Via Dolarosa' ya düştüğünde İsa Mesih'in esmer yağız yüzü, kıvırcık siyah saçları kanter içindeydi. Sırtında taşıdığı ağır haç, gittikçe daha da ağırlaşıyordu. Yolun sonuna gelindiğinde çarmıhlanma işi için her hazırlık yapılmıştı. Çaresizlik içinde ağlayan İseviler, Romalı komutanın emriyle avuçlarından ve ayaklarından çivilenen İsa' ya sokulamıyorlardı bile. Ve O hiçbir şey söylemiyordu. Acı içinde gerilen yüzünde yenilmişlikten çok, muzaffer insanların gururu vardı. Kudüs' ün masmavi göğü yavaş yavaş bulutlanıyor, kararıyordu.
Hz. İsa gömüldüğü yerde bulunamamıştı. Bu konuda söylentiler farklı. Ancak İseviler oralarda daha çok kalamazlardı. Öncü bir grup Antakya'ya yollanmış, onların bir keşifte bulunmaları istenmişti. Öncülerin araştırmaları olumluydu. Aralarında Meryem' in de bulunduğu asıl topluluk bir gece İsrail topraklarını gizlice terk ederek Antakya yolunu tuttu. Son Akşam yemeğinin önemli iki havarisi Aziz Piyer (St. Pierre) ve Aziz Pol
(St. Paul)'un yönetimindeki kafile, gene bir gece vakti, öncülerinin saptadıkları mağaraya ulaşmıştı. Mağara, kenti yüksekten gören, dağ suları ile beslenen dereye
(Parmenius Deresi) yakın, oldukça güvenli bir yerdeydi. Mağaranın hemen altında zeytinlikler ve incir, üzüm ağırlıklı sebze bahçeleri vardı. Daha ötelerdeki yamaçlarda tarıma elverişli yerler görülüyordu.
Antakya kenti tarım ve ticaretle uğraşan, oldukça zengin bir yerdi. Roma yönetimindeki kent, aynı zamanda Romalıların sayfiye beldesiydi. Özellikle defne ağaçlarının süslediği, çağlayanlarla dolu Defne, yaz ayları doyulmaz bir güzelliğe sahipti.
Antakya halkı, çok tanrılı dinlerden, tek tanrılı dinlere dek uzanan, hatta tanrısızları da içeren, hoşgörülü bir ortamda, zevkine ve eğlencesine düşkün, çok zengin bir mutfağı olan, benzersiz bir yaşam zenginliği içindeydi.
Bu hoşgörü ortamı, Kudüs kaçaklarının (Büyük bir olasılıkla aralarında Hz. Meryem ve Maria Magdelana'nın da bulunduğu) dağ mağarasına sığınmalarının en önemli nedeni idi. Antakya halkı onlarla başlangıçta ilgilenmedi bile. Onlarla ilk ilişkiye giren, tek tanrılı dinsel düşünceler içindeki Habib - i Neccar oldu. Ağaç oymacılığı ile uğraşan Antakyalı Habib, çevresinde saygın bir kişiydi. Bu ilişkiden pek hoşnut olmayan halk, Habib'i birkaç kez uyardılar. Başarılı olamayınca da onu öldürmek zorunda kaldı- lar. Şimdilerde Antakya kentinin sırtını dayadığı Habibneccar Dağı'na ad olan bu din şehidi, İsa Mesih'in ardından verilen ikinci önemli kurbandı. Halk bu olay sonunda yeni bir inanç içindeki bu insanlara, boyunlarına haç taktıkları için " Hıristiyan " demeye başladı. Dünya'da bu sözcük ilk kez Antakya'da, Antakyalılarca kullanılmış oldu. Hz. İsa' nın konuşmalarını içeren ilk yazılı belgeler, büyük bir olasılıkla Antakya'da yazılmıştır, Çünkü Kudüs'te, İncil'e  kaynak olacak konuşmaların toplanması,
Romalıların ve sofu Yahudilerin baskıları altında mümkün değildi. Mesih'in çarmıhlanmasından sonra Antakya' ya yerleşen müritleri, İncil'in temelini oluşturacak belgeleri yazma fırsatını burada bulmuşlardır. Ki Antakyalıların hızla Hıristiyanlara katılması böylece başlamıştır. Özetle denebilir ki Hıristiyanlığın ilk kenti Antakya' dır.  Hıristiyanlık Antakya'da doğmuştur. Dünya' nın ilk kilisesi olan Silpius Dağı’ndaki mağarada... İlk Hristiyan ayinleri burada başlamıştır. Ve günümüzdeki Kudüs ile Antakya'yı karşılaştırırsak, şunları çekinmeden söyleme hakkımız vardır. Kudüs. Tanrı'yı insanlara bir türlü bırakmamıştır. Ancak Antakya, Hıristiyanı, Yahıdisi, Müslümanı bir arada barış ve hoşgörü içinde, kavgasız, dövüşsüz yaşadığına göre, Tanrı'yı insanlara bırakmayı bilmiştir. " Teopolis -  Tanrı kenti "  denilen Antakya, Tanrı'yı insanlara bırakmıştır. Evet, kentimi barış adına, gelecekte uygarlıkların buluşma noktası olarak alkışlıyorum.             
Antakya - Yahudilerin Zaferi
Saygın bir Yahudi ailesinin oğlu olan Yuda Ben Hur, Roma'dan Antakya'ya döndüğünde, Hıristiyanlık yavaş yavaş yayılıyor, Romalıların özellikle Yahudiler üzerindeki baskıları artıyordu. Büyük Araba Yarışı hazırlıkları kentin çeşitli yarışçılarını ve meraklı Antakya halkını heyecan içerisine itmişti. Herkes her yerde, favori gösterilen Romalı komutanın yenilmesini, gizli gizli de olsa gönülden istemekte, düşlemekteydi. Ne de olsa kentin efendileri Romalılardı. Ve onlar buraları işgal etmiş, zorba, kan dökücü, acımasız kimselerdi. Antakyalılar bereketli topraklarının, güzel Antakya'nın ( Roma İmparatorlarının çoğu Antakya' yı özellikle Defne' yi - Şimdiki Harbiye - sayfiye yeri, yazlık eğlence yeri olarak düşünmüşlerdir. Pınardan köprüye, yoldan heykelli caddelere, hamamdan okullara dek pek çok eser kazandırmışlardı. ) her zaman olduğu gibi salt kendilerinin olmasını istemişlerdir. Özellikle Defne Yahudileri, defne yağı, ipek ve zeytinyağı tüccarları yarışlar yaklaştıkça, bakımlı atlarına bir sürücü aramak telaşındadırlar. Ben Hur kendilerinden biri olarak, bu iş için biçilmiş kaftandı. Ancak o da pek gönüllü değildi. Uzun hapislik yıllarından sonra, Roma'da gladyatör eğitiminden geçmiş, önemli komutanlıklarda bulunmuş, zaferler kazanmış, mağrur biriydi. Ben Hur uzun uğraşlar sonunda sorumluluğu büyük bu görevi kabul etti. Kendisinin ve ailesinin, Romalıların zulmüne uğramasını, malının mülkünün elinden alınmasını bir türlü hazmedememişti. Bu kendisi için tam bir intikam fırsatı olacaktı.
Araba yarışı kıran kırana geçti. Romalı komutanın arabası devrilmiş, kendisi uzun süre yerlerde sürünmüştü. Sonuçta Antakyalı Yahudilerin çılgın alkışları altında yarışı önde bitiren Ben Hur, ölmek üzere olan Romalı rakibini ziyarete geldiğinde, zorbalıkların da günü gelince biteceğini buruk bir sevinç içinde görüyordu. Zafer şenlikleri sürerken Yahudi Ben Hur,  Habibneccar Dağı' nın kutsal mağarasının,  Dünya'nın ilk kilisesi, Senpiyer Kilisesi' nin  yolunu arıyordu.  Via Dolorosa' da, ağır çarmıhı altında kanter içinde dizüstü düşen, O' na su verirken göz göze geldiği insanı, capcanlı karşısında görür gibiydi .
Antakya - Herod Caddesi
Roma ve Grek tanrılarının yanında, aynı zamanda tek tanrılı dinleri de yaşayan Antakya halkı, zevkine, yemesine içmesine de çok düşkün bir halktı. Akdeniz'in en doğu köşesinde Orentes aklancası boyunca ( şimdiki Asi Nehri ) yer alan Antakya, ticaret ve eğlence merkezi idi. Başta ünlü komutanlar ve impratorlar olmak üzere, Romalı zenginlerin eğlence yeri seçtiği kent, büyük yatırımlar sonrası nüfusu 6 – 7 yüzbini bulan, ünlü Antakya Akademisi ile, Dünya' nın sayılı ilk üç kentinden biri durumuna gelmişti.
Kenti bir baştan bir başa kesen ünlü Herod Caddesi, şimdiki Kurtuluş Caddesi'nin ilk adı idi. Her iki yanı Antakyalı yontucuların yaptıkları heykeller ile süslü cadde, Tetrapil denilen dört ayaküstüne oturtulmuş Apollon heykeli' nin bulunduğu yerde son bulur. Bu Caddenin diğer ucu Defne yoluna ulaşır.
Herod Caddesi iki tarafı kemerli saçaklarla, güneşe ve yağmura karşı korunmaya alınmıştır. Cadde sağlı sollu sıralanmış alışveriş dükkânları, şaraphaneler, aşevleri, çalgılı eğlence yerleri, hokkabazlıkların ve tiyatro oyunlarının sergilendiği sahnelerle donatılmıştır. Ayrıca hanlar ve günümüz otellerini andıran yeme, içme, yatım yerleri sıralanmıştır. Caddede, özellikle yaz aylarında öğle güneşi kırılınca, kadınlı erkekli Antakya halkı süslenmiş püslenmiş olarak, temiz giysileri içinde boy göstermeye başlarlar. İnsanların çoğu terleyip kötü kokmasınlar diye koltuk altlarına, kapalı yerlerine defne yağı sürerler. Bu Cadde sadece Antakyalıların değildir. Başta çevre yerleşim yerlerinden olmak üzere, Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen eğlence düşkünü insanlar, özellikle Roma ve Bizanslı zenginler, Herod Caddesi'nin sürekli görülen tipleridir. Bir başka deyimli Anadolu' nun ilk turizm kenti Antakya olmaktadır. 
Akşama doğru karanlık yoğunlaşmadan, kentçe görevli şamdancılar, Cadde' nin iki tarafına yerleştirilmiş zeytinyağı çıralarını temizlemeye ve yakmaya başlarlar. Çünkü kentin çevresi zeytinliklerle doludur ve zeytinyağı bol ve ucuzdur. Zeytinyağı üretimi ve tüketimi ciddi bir biçimde organize edilmiştir. Bilhassa zeytinyağının yemeklerde kullanılması çok yaygındır. (Bu durum günümüzde de sürmektedir.) Herod Caddesi aydınlatılınca (ki bu Dünyada aydınlatılan ilk caddedir.) gece hayatı başlar. Aşk avcısı yosma kadınlar, salına salına dolaşmaya başlarlar, sağa sola göz süzer, kalça kıvırırlar. Gecenin ilerleyen saatlerinde bu yosmalara, süslü oğlanlar da katılır. Meyhanelerin açık pencerelerinden yükselen çalgı sesleri, yatakçıl kahkahalara karışır. Gece yoğunlaştıkça  Herod Caddesi sarhoştur, şaraplıdır, şarkılıdır, şiirlidir, aşklıdır, rakslıdır... Antakya yoğun yaşamlardadır; çok yoğun...
 
Bir şiirimle yazımı bitirmek istiyorum.
HEROD CADDESİ’NİN YEDİ RENGİ
-Eski Antakya’da  Dünya’nın ilk ışıklı caddesi -
 
KIRMIZI – Aşkın gizli sesi 
 
İkindi güneşi kırılınca
Büyümeye başlar El-Mina’ nın dalgaları,
Kısraklanır ıslak yeleli Hıdır denizi...
Kişnemesi uslanmaz bir sevdanın habercisi
Orontes’i yalaya yalaya gelen nemli rüzgar
Göbek sıcağını günahlar öğle uykusundaki kentin,
Terli koltuk altlarını yıkarlar hasırcı kızlar.
                      
TURUNCU – Aşkın akşam sesi
 
Akşamın sesiyle kapanır dört yönde dört demir kapı 
Göz göz birer pusu Silpiyüs surlarının mazgalları;
Oyununa başlar çıracıların tutuşturduğu bakır şamdanlar,                   
Işık saçlı bir yosmaya döner Herod Caddesi...
Havada inceden inceye yanık zeytinyağı kokusu                      
Defne kokulu gülüşlerine karışır yeni – yetmelerin,
Piyasa vakti göz-öpüşü içinde kan Dörtayak boyunca.
 
SARI -  Aşkın şarap sesi
 
Amanos Dağları’nın güneşaltı-bağ üzümleri 
Mor-karası Saray şaraplarına mayalı,      
Yatakçıl sarhoşluklara adanır azı da çoğu da...
Meyhane çığırtkanları akşamı hazırlarlar kaçamaklara,   
Uzun gülüşlü uzun öpüşlü uzun yatışlı uzun sofralarda;    
Ayakları halhallı diri karınlı kurbat kadınları, 
Bir sikkeye dön ha dön iblis ıslıklı oynak çalgılarda.                      
 
YEŞİL – Aşkın yıldız sesi
 
Gecenin en hayâsız dudaklarında durur zaman
Daha da tenhalaşır Herod Caddesi’nin yeminsiz nefesi,  
Gözleri koyu sürmeli kırıtkan oğlanlar çıkar ortaya  
Kendi şırıltısı içinde kurbağalı Parmenius Deresi...    
Açık saçık fısıltılar sarar Harabarası’nın asma haymelerini
Yaşı belirsiz bir yıldız bir başka yıldıza ağar,
Bilinmez hangi beden hangi bedeni sarmalar. 
 
MAVİ – Aşkın su sesi
 
Defne ağaçlarından parça parça dökülen güneş
Toprakların su dilli yosun kaplı aşklarına karışır... 
İpek harmaniyeli mirasyedi Daphne kadınları
Kınalı ayaklarını yıkarlar çağıltılı soğuk sularda,
Çapkınca göz kırparlar Herkül omuzlu disk atıcılarına 
Olimpiyat idmanlarından yorgun düşse de çoğu 
Sevişken birer aygıra dönerler geceleri.  
                           
LACİVERT – Aşkın dua sesi 
 
Hangi tanrılar yerin hangi tanrılar göğün
Günden güne büyür Ulu Zeus’un zina çocukları,
Haron Kayalığı’na giden yollarda kanlar görürsün 
Belki eski bir ihanetin öcü alınmıştır gizlice...
Dualara sığmayan curcunalı bir zaman içre
Ağıtlar karışmıştır sarhoş Baküs’ün sarhoş şarkılarına
Anıları Roma hamamlarının suskun göbek-taşlarında.
                                 
MOR – Aşkın zaman sesi
 
Şimdi nerde Antiokhos’ un zırhlı askerleri,
Nerde filozofların peşine düşen varlıklı gençler;
Nehir kıyısındaki yazlık çimme bahçelerinde 
Sofralardan hiç eksilmeyen küflü çökelek, cevizli-biber
Binbir derde deva zeytinyağlı, narekşili zahter ezmesi... 
Bir düğün alayının zilli dümbekli şamatası içinde
Unutulmuş kaderini yaşar Herod Caddesi.
                  
Herod Caddesi .....      Kurtuluş Caddesi
El-Mina ...................  Samandağ limanı
Orontes ..................  Asi Nehri
Silpiyus Dağı..........    Habibneccar Dağı
Amanoslar ............    Kızıldağ
Parmenius Deresi...     Hacı-Görüş Deresi
Daphne ....                 Defne - Harbiye
Antiokhos .............    Antakya’nın kurucusu olan Komutan
Zeus-Herkül-Baküs   Olemp - Roma Tanrıları
Dörtayak ….Yolun sonunda bulunan dört ayak üzerine oturtulmuş anıt ve Apollon Heykeli (Omphalos)
 
Bugün 9 ziyaretçi Burdaydı
Harbiye Hakkında Tartışma Platformumuz Açılmıştır.Foruma Üye Olarak Harbiye Hakkında Sohbet Edebilir ve Tartışabilirsiniz.Foruma Gitmek İçin Tıklayın
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol